Zincirlikuyu.Net-Internetteki Evimiz
  ANASAYFA     FORUM   FOTOĞRAF ALBÜMÜ   VİDEOLAR     LİNKLER   YAZARLAR   SİTE İLETİŞİM  
Menü
Zincirlikuyu
Tanıtım
Konum
Belediye
Çand û Ziman
Çîrok
Tiştonek
Stran û Klam
Zimanê Kurdî
Naven Zaroka
Mesele û Henek
Gotinen Mezinan
Platform
Anı
Şiir
Kurdî
Görüş
Sanat
Folklör
Söyleşi
Gündem
Araştırma
Kitap/Film
Öykü/Deneme
Site Ekran
Basından Seçmeler
Gazeteler
Telefon Rehberi
Kan Grubu Listesi
Sağlık, Yaşam
Özgün Çekimler
Özgün Albümler

Üye Paneli
Üye Adı
     Şifre
(Üye Ol)

Şu an Bağlı:
Ziyaretçi: 16
Üye: 0
Toplam: 16

Imza Kampanyasi !


Kûrtçe dersler
resime tiklayiniz

Islami Konular

Davetiyeler

Birnebun

2,5 MB...... >>bixwîne


   Kasabamıza hoşgeldiniz!    

 Anasayfa » Araştırma

Başkan Qazî Muhamed 3*


Ondan sonra, sıra Muhamed Huseyin Xanî Seyfî QAZÎ’ye geldi. Çok heybetli, zinde ve cesaretli bir şekilde mahkeme salonuna girdi ve burasının mahkeme olduğunu düşünmüyordu bile.

Albay Nikuzad yerine oturdu, bir süre Seyfî QAZÎ’ye baktı ve soruları sormaya başladı.

 Albay Nikuzad: Neden bu görevi aldın ve Savaş Bakanı oldun, bu görevi almaktaki amacın neydi?

Seyfî QAZÎ: Bu görevi onurla aldım ve tek amacım ulusuma hizmet etmektir.

Albay Nikuzad: Amacın hizmet etmek miydi yoksa para biriktirip yaşamak için mi bu görevi üstlendin?

Seyfî QAZÎ(gülerek): Albay, eğer beni tanımıyorsan bilmiş ol, bu görevi para toplamak için yapmamışım, 2 milyon Tümene yakın kendi paramı Kürt ulusu ve Kürdistan Cumhuriyeti için harcamışım. Albay, öyle anlaşılmaktadır onun dışında beni de tanımıyorsun. Sen, mahkeme ve adaletin pratiğinden de hiçbir şey anlamıyorsun.

Aslında burada, Albay henüz Qazî Muhamed’in sözlerinin yaratığı kızgınlığın etkisinde olduğu için, patlamaya hazır bir durumdaydı, Seyfî Qazî’yi kırmak ve bir bahaneyle ona kızmak istiyordu. Fakat Seyfî Qazî onu uyararak şöyle dedi:

Artık biz yaşamdan da maldan da vazgeçmişiz, eğer sen bir iğnenin ucu kadar cesaretlenip beni rencide etmek istersen, ben Qazî Muhamed gibi değilim, yalnız sözle sana cevap vermem(elini yumruk yapıp Albaya göstererek dedi); bu yumrukla dişlerini ve başını kırarım, sonuç olarak bizim de beklediğimiz ölümün ötesinde bir şey yoktur. Şimdiye kadar bizim hakkımızda bir milyon yalan, hoş olmayan  ve düşüncesizce şeyler söylediniz, şimdi de yenilerini eklemek istiyorsunuz. Bizim aleyhimizde düzenlemiş olduğunuz bütün bu bahtsızlığın ve yalanların, hiçbir temeli yoktur, fakat burada size açıklıyorum, bütün bu yalan ve iftiralarınızı onurlanarak kabul ediyorum. Artık sizin hiçbir sorunuzu cevaplamayacağım.

Böylece Seyfî Qazî’nin muhakemesi de sona erdi.

Ve ondan sonra sıra Ebû El Qasım Sedrî Qazî’ye geldi ve onu mahkeme    salonuna getirdiler. Ona sorulan birinci soru şuydu:

Qazî Muhamed’e göndermiş olduğun o mektupta, “Dışarıdan size askeri yardım gelene kadar direnin”diye yazmandaki  amacın neydi?

Sedrî QAZÎ: Böyle bir iddianın aslı yoktur, eğer böyle bir şey varsa buyurun kanıtlayın.

BARZANÎ için yazmış olduğun o şiir ne idi?

Sedrî QAZÎ: Evet,  o şiiri  BARZANÎ’yi sevdiğim için yazdım.

Yargıç tekrar sordu: Mektubunda belirttiğin o yardım daha önce de var mıydı? Yoksa bu, yabancılar tarafından size gönderilen ilk yardım mıydı?

Sedrî QAZÎ: Böyle bir şeyin aslının olmadığını söylüyorum.

Yargıç tekrar sordu: Pîşeweri ile Tebriz’de, Miyandwaw’da Rus komutan Nemaz Elyof’la, Merxe’de Aleksandır’la ve Urmiye’de Rus konso- losuyla  ne için görüşüp toplantı yaptınız?

Sedrî QAZÎ: Bu görüşmeler o günkü  koşulların gereğiydi.

Yargıç sordu: Bu, Ruslar için yapılmış bir casusluk işidir.

Sedrî QAZÎ: Kimin için casusuluk? Neden? Ülkemizde olup da

Rusların görmediği ne vardı? Rusların  kendiliğinden gidip görmedikleri bir şey, bir yer  var mıdır?

Yargıç, tekrar dile getirdiği bazı isimlerin, böyle-şöyle yazdığını söyledi. 

Sedrî QAZÎ: Herhangi bir yere yazmış olduğum her yazının bir nüshasını da kendi yanımda tutarım. Mektup ve belgelerin tümünün içinde  mevcut olduğu dosyamı Tahran’a gönderin. Neyi, neresi için yazdığım, o zaman  daha iyi anlaşılır. 

Bu şekilde her üç QAZÎ’nin de tekrardan görülen mahkemesi sonuçlandı. Mahkeme Heyeti tekrar konuşmaya başladı, ancak bu konuşma önceki gibi değildi, yarım saatten daha az bir sürede konuşmasını tamamladı ve kararını aldı. QAZÎ’lerin tekrardan yargılanması için kurulmuş olan bu ikinci Mahkeme Heyeti kararını yaklaşık on saat içerisinde açıkladı ve bu arada sürekli Tahran ve Mahabad arasında telsizle görüşmeler yapılıyordu. Mahkeme heyeti gece saat 12’de üç QAZÎ’nîn de idam kararını açıkladı ve bu kararı çok hızlı bir şekilde Tahran’a ulaştırıp onları haberdar etti.

Her ne kadar ne Qazî Muhamed, ne Sedrî, ne Seyfî Qazî ve ne de biz Tahra’nın kararıyla ilgili bir şey öğrenemedikse de, fakat asayiş komutanının yüz renginin belirgin bir şekilde değişmiş olduğunu, ellerinin titrediğini ve  acil bir şekilde telsizle bir yerlerle ilişki kurmak istediğini gördüğümüz zaman, anladık ki çok sert bir karar verilmiştir.

Her ne kadar, Tahran’la yapılacak telsiz görüşmelerinin süresinin yarım saati aşmaması kararı önceden alınsa da, anlaşılan oydu ki Şahın Sarayı ve Genel Kurmay,  o gece sabaha kadar mahkeme kararının infaz sonuçlarını bekledi.

Doğrusu Qazî’lerin yeniden yargılanması için kurulan ikinci mahkeme de, bundan önceki meydan mahkemesinin yaptığı suçlamaları tekrarladı ve hiçbir suçlama için de önemli bir belge gösteremedi ve Qazilerin suçlamaları reddetmesine de bir cevap vermeden, her üçünün idam kararını onayladı. Ondan sonra, şehir içinde darağaçlarının kurulacağı bir yer aramaya koyuldular. Anlaşılan oydu ki asayiş komutanlığı mahkeme kararından bir gün önce, Çıwarçıra meydanındaki bir evi belirlemişti, yani baştan beri idamların yapılacağı yer belirlenmişti.

Komutan: Biz gerekli yeri hazırlamışız.

Kiyomers Salih Yazıyor:  Başta verilmiş olan karara göre, QAZÎ’lerin infazı, Mahabad komutanlığına bırakılmıştı. Biz mahkeme heyetiyle birlikte Tebrize ve oradan da Tahran’a gitmek üzere hazırlandık. Fakat aniden karar değişikliği yapıldı, Qazîlerin cezası infaz edilene kadar mahkeme heyetinin orada kalması gerekiyordu. Qazilerin idamı gerçekleşene kadar, mecburen kaldık.

Mahkemenin bitiminden sonra, QAZÎ’lerin kaçmamaları için etrafı askerlerce korunan bir odada bekletiliyordu. Alınan karar doğrultusunda her biri on asker refakatinde ayrı otomobillere bindirildiler. Onlara; “sizi

Tahran’a göndereceğiz.” denildi. QAZÎ’leri birer birer ÇIWARÇIRA meydanına getirilmesi için, Mahabad Askeri Komutanlığından emir vrildi.

Ben de dergi için hazırladığım raporu tamamlamak üzere zindana gittim. Bir askerle birlikte zindanın içine girdiğimizde Qazî Muhamed’i gördüm, namaz kılıyordu. Bir asker Qazî’ye dedi: Hazırlığınızı görün sizi Tahran’a göndereceğiz. Sedrî ve Seyfî, bilhasa da Sedrî Qazî(Ebû El Qasım) bu karardan çok memnun görünüyordu. Qazî Muhamed selamı verdikten sonra, gelişimizin ve söylediğimiz sözün onda hiçbir etki yaratmadığını gördük. Hızlı bir şekilde eşyalarını toplayıp hazırlandılar ve dediler: “Müsaade edin de Tahran’a gidişimizle ilgili ailelerimizi haberdar edelim ki yol harçlığımız için bize para getirsinler.”

Oradaki asker: “Hayır, gerekmiyor, komutan yol harçlığınız için gereken parayı, bu işten sorumlu askere vermiştir, bundan dolayı sizin para getirmenize gerek yoktur.” diyerek isteklerini reddetti.

Alınan karardan sonra, Qazî’lerin her biri on askerle birlikte ayrı kamyonlara bindirilerek götürüldü. O gün de askeri komutanlık tarafından şehir merkezinde olağanüstü durum ilan edilmişti, her nevi sokağa çıkma yasaklanmıştı. Şehrin merkezi ve çevresi, silahlı asker ve subaylar tarafından sarılmıştı. Yarım saat içerisinde Qazî’lerin her biri on askerle birlikte kamyonlara bindirildi; Qazi Muhamed birinci kamyona, Seyfî Qazî ikinci kamyona ve Sedrî Qazî de üçüncü kamyona  bindirilerek hareket emrini beklediler. Kürt halkının korkutulması ve İran askerlerinin cesaretlendirilmesi için, Qazîlerin Mahabad şehrinin merkezinde bulunan ÇIWARÇIRA meydanında idam edilmeleri kararı, Tahran’da alınmiştı. Mahkeme heyeti Mahabad’a doğru geldiği zaman, askeri komutanlık, şehrin güvenliğini sağlayacak askerleri yerleştirmek bahanesiyle, ÇIWARÇIRA meydanı etrafındaki evleri boşaltılar. Qazîlerin götürüldüğü meydandaki evin üç kapısı vardı; kapılardan biri meydana açılıyordu, ikincisi de meydanın tersi istikamette açılıyordu ve  üçüncü kapı da evin küçük avlusuna doğru açılıyordu. Qazî Muhamed’in içinde bulunduğu kamyonun meydan tarafına gitmesi emri verildi ve kamyon Çıwarçıra’daki evin kapısında durduğu zaman Qazî Muhamed sordu; neden beni burada indiriyorsunuz? Asker cevapladı: Tahran’a gidişiniz buradan organize edilecektir ve kalan birkaç soru da burada size sorulacaktır. Qazî Muhamed arabadan indi ve evin içerisine girdiği zaman, karşısında Albay Nikuzad, bir Kürt imam ve birkaç silahlı subayı gördü, aynı zamanda odada büyük bir masa ve üzerinde de bir Kuran vardı ve  Tahran’dan Mahabad’a gelen sağlık müdürü de ordaydı. Orda anladı ki Tahran’a gitme olayı yalandır, bu bahaneyle onları ÇIWARÇIRA meydanına getirmişler.

Yargıç Albay Nikuzad mahkeme hükmünü okumaya başladı ve Qazî’ye dedi: Bu hükmün şimdi yerine getirilmesi gerekiyor. Eğer bir vasiyetin varsa söyle yada yaz.

Qazî Muhamed hızlı bir şekilde masanın başına geçti ve vasiyetnamesini yazmaya başladı. Fakat yorgun olduğu görülmekteydi, bunun için birkaç sayfa yazdıktan sonra Mahabad imamına seslenerek dedi: Gel söyleyeceklerimi yaz. Qazî Muhamed, çok net bir şekilde konuşuyordu ve ona yazdırıyordu. Dedi yaz bakalım, gelecekte Kürt ulusunun çocukları ondan faydalanması için filan yer ve filan toprak, okul, hastane  ve cami içindir. Kürt halkı için birliğinizi, bütünlüğünüzü oluşturun ve birbirinizi sevin diye nasihatlarda bulundu. Vasiyetnamenin yazımı bitikten sonra, namaz kılmaya başladı ve bütün bunlar da 2,5 saat sürdü. Yargıç bu süre içerisinde çok sıkıntılı görünüyordu, bir an önce Tahran’a dönmek istiyordu. Qazî Muhamed vasiyetnamesini yazıp namazını kıldıktan ve dileklerini Allaha bildirdikten sonra, Kürt halkına vasiyetname ve birkaç nasihat yazmak için yetkililerden izin vermelerini istedi, yargıç da o izini verdi. İstediği kalem ve kağıt verildi, O da Yargıç Albay Nikuzad ve orada bulunan diğer her kesin duyacağı ve anlayacağı şekilde, imama söyleyeceklerini yazmasını istedi. Qazî: “Mele sana söyleyeceğim her şeyi yaz.” Mele: “Kurban olduğum ne yazayım, ben sizin konuştuğunuz şekilde(Kürtçe) yazmıyorum, Kürtçe yazmam için yargıcın izin vermesi gerekiyor.” Qazî Muhamed kızarak cevapladı: “Yargıç kimdir? Bana izin verip vermemesi nedir? Ben sana söylüyorum.”

(Kiyomers Salih diyor: Burada, Qazî Muhamed Meleye(İmama) Farsça söylediği şeyleri Kürtçe’ye çevirip yazmasını istiyordu)

İmam dedi: Kurban, beni bağışlayınız, Kürtçe yazmasını bilmiyorum.

Qazî Muhamed (kızarak) dedi: Bu da Kürt ulusunun diğer bir bahtı karalığıdır.

Qazî Muhamed kalemi eline alarak, düzgün ve çok güzel bir yazıyla vasiyetnamesini kendisi yazmaya başladı:

Büyük ve şefkatli Allahın adıyla,

Kürt ulusu ve değerli kardeşlerime;

Hakları gasp edilen kardeşlerim! Zulme maruz kalan ulusum! Ben yaşamımın son anlarında sizlere birkaç öğütte bulunmak istiyorum: Allah’ın hatırı için artık birbirinize düşmanlık yapmayınız, birbirinizi koruyun, birbirinize yardımcı olun, zulme ve zorba düşmana karşı koyun, kendinizi düşmana satmayın, düşman kendi işini size gördürünceye kadar size katlanır, fakat şunu biliniz ki hiçbir zaman size acımaz ve güvenmez.

Kürt ulusunun düşmanları çoktur, zalimdir, zorbadır ve merhametsizdir. Bütün ulusların ve halkların başarısının sembolü birlik ve bütünlüktür, ulusal dayanışmadır. Birliği ve bütünlüğü olmayan uluslar, sürekli düşmanlarının egemenliği altında olurlar. Kürt ulusu! Yeryüzündeki diğer uluslardan hiçbir şeyiniz eksik değildir, belki de yiğitlikte, beceride ve gayret gösterme yönünde kurtulmuş olan çok ulustan da ilerdesin. Zorba düşmanlarının elinden kurtulan diğer uluslar da sizin gibidir, fakat kendi birliğini oluşturanlar kurtuldular. Siz de yeryüzündeki diğer bütün uluslar gibi artık esaret altında kalmayın. Ancak birlikle, kıskanmadan, kendini düşmana satmadan ve tahammülle ulusumuz kurtulabilir.

Kardeşlerim! Kürt düşmanları hangi renkten ve ulustan olursa olsun her zaman düşmandır; acımasızdır, vicdansızdır, sizin kendi elinizle sizi öldürecektir, onursuzlaştıracak yalan ve hilebazlıkla sizi kandırıp birbirinize düşürecektir. Kürt ulusunun bütün düşmanları içerisinde Acemler hepsinden daha zalim, mel’un, tanrıtanımaz ve acımasız olanıdır. Kürt ulusuna karşı hiçbir suç işlemekten kaçınmaz, Kürt ulusuna karşı tarihten gelen bir kini ve nefreti olmuş ve bu gün de devam etmektedir. Şıkakili İsmail Ağa’dan tutun kardeşi Cevher Ağa,  Menguri’li Hamza Ağa ve diğerlerine kadar halkınızın bütün büyüklerini kandırdılar, yalnızlaştırıp halkın desteğinden yoksunbıraktılar ve onlara Kur’an adına yemin ederek Acemlerin onlara hayırlı bir niyetle yaklaştığına onları inandırıp kalleşçe öldürdüler. Ama Kürtler, Acemlerin ettikleri yemin ve verdikleri sözlere çabuk inanıp ve kandırılırlar. Fakat geçmiş tarihten günümüze kadar hiç kimse Acemlerin Kürtlere verdikleri sözleri ve yaptıkları antlaşmaları yerine getirdiklerini görmemiştir, sürekli yalan söyleyip ve hilebazlık yapmışlar. Ben, sizin küçük bir kardeşiniz olarak, Allahın yollunda ve Allahın hatırı için size diyorum birlik olun ve hiçbir zaman birbirinizi yalnız bırakmayın. Çok iyi bilin eğer Acem size bal verirse, biliniz ki içine zehir katmıştır. Acemlerin sözüne, yeminine ve yalanına kanmayınız, eğer bin kere  kutsal kitaba el bassa da ve size söz verse de inanmayın, çok iyi biliniz ki tek amaçları sizi kandırmaktır.       

Şu anda yaşamımın son saatlerindeyim ve yüce Allahın hatırı için size nasihat ediyorum ve size söylüyorum: Allah bilir mücadelemle, başımla, canımla, nasihat ve doğru yolu göstermekle elimden gelen çalışmayı yapmışım. Şimdi de içinde bulunduğum şu anda da sizleri uyarıyorum ki artık Acemlere kanmayın ve Kur’an’a el basıp yemin etmelerine, verdikleri söz ve yaptıkları anlaşmalara inanmayın. Çünkü Acemler Allahı tanımadıkları gibi Allaha ve peygamberine, kıyamet gününde hesap vermeye de inanmazlar. Onlar açısından müslüman olsanız da Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onlar için düşmansınız, başınız, canınız ve malınız onlar için helaldir ve bunu ganimet olarak bilirler. Her ne kadar size verdiğim söz, sizi hain düşmanın elinde bırakıp gitmek değil idiyse de, düşündüğüm zaman, çoğu kere büyük yiğitlerimiz de yemin, yalan ve hile ile Acemler tarafından yakalanıp öldürülmüşler. Düşman, yiğitlik meydanında onlara karşı duramayacağını bildiğinden, çaresiz kaldıkları zamanlarda yalan ve hile ile onları kandırıp öldürmüştür.

Bütün bunları sürekli düşünüyordum ve hiçbir zaman Acemlere güvenmedim. Acemler burayı tekrar işgal etmeden önce, Acem devleti ve Şahın kendisi bir çok kere göndermiş olduğu mektuplarla, tanınmış Kürt ve Fars şahsiyetleri aracılığıyla Kürdistan’da bir damla kanın dökülmemesi için büyük söz ve vaatlerle, ellerinden gelen gayreti ve iyi niyeti göstereceğini belirtmiştir. Şu anda siz Acemlerin verdikleri söz ve antlaşmaları gözlerinizle görüyorsunuz. Eğer bazı bölge komutanları ve Kürt aşiret reisleri ihanet yapmasaydı ve kendini Acem hükümetine satmasaydı, bu yaşadıklarımız bizim, sizin ve Cumhuriyetimizin başına gelmezdi.

Size vasiyetim ve nasihatim şudur ki; çocuklarınız okusun, çünkü bizim Kürt ulusu olarak diğer uluslardan hiçbir eksikliğimiz yoktur, yalnız okumak yetmez, öyle bir okuyun ki uluslar kervanından geri kalmayasınız, okumak düşman için öldürücü bir silahtır. İnanın ki eğer kendi aranızda birlik, bütünlük ve okumuşluk iyi durumda olursa, düşmanı daha kolay yenmiş olursunuz. Olmaya ki benim, kardeşimin ve amcam oğlunun öldürülmesiyle korkasınız, umudunuza ve amacınıza ulaşana kadar bizim gibi daha birçok insanın başını bu yolda kurban vereceksiniz. İnanıyorum ki içinizden çok sayıda insan da kandırılıp koparılacaktır.

İnanıyorum ki bizden sonra gelecek daha becerikli ve bilinçli insanlarımız da Acemler tarafından kandırılacaktır, fakat umut ederim ki bizim ölümümüzden ders ve ibret alırsınız. Kürt ulusuna sadık olanlar! Size diğer bir vasiyetim de şudur ki Kürt ulusunun bağımsızlığı için ne yapıyorsanız, yüce Allahtan dileyin ki size yardımcı olsun, ben çok iyi inanıyorum ki yüce Allah size yardımcı olacaktır ve başarılı olacaksınız. Sen, niye başarmadın? diye benden sorabilirsiniz. Size vereceğim cevapta diyorum: O yüce Allahın adına ben başardım, kendi halkının ve ulusunun kurtuluşu yolunda başını, canını ve malını kurban etmekten  daha büyük bir başarı var mıdır? İnanın ki eğer ölüm Allah ve Onun peygamberi yolunda, ulusum ve halkım içinse ve yüz akıyla ölüyorsam, bu ölüm benim için başarıdır.

Aziz Kardeşlerim!

Kürdistan her kürdün evidir, nasıl ki bir evdeki aile bireylerinin her biri bildiği işten sorumlu ve meşgul ise, işte Kürdistan da o ev gibidir. Eğer o evin üyelerinden birisinin bir işin üstesinden geldiğini görüyorsanız, ona yardımcı olun o işi yapsın. Yürüdüğü yolda o insana engeller çıkartmak doğru değildir, sizden biri büyük bir sorumluluk üstlendiği zaman ve büyük bir yükü omuzlayıp götürdüğü zaman, o işi bildiğini ve o göreve karşı büyük bir sorumluluk altına girdiğini biliniz, bundan dolayı da tahammülsüz olmayınız. Çok iyi bil ki senin Kürt kardeşin kindar ve kötü kalpli düşmanından daha iyidir. Eğer büyük bir sorumluluk üstlenmeseydim şu anda darağacının önünde olmayacaktım, onun için birbirimize karşı tahammülsüz olmayınız. Bizim verdiğimiz emirleri yerine getirmeyenler, yalnız itaatsizlik yapmadılar, belki bize düşmanlık da yapıyordular, çünkü biz kendimizi halkımızın hizmetçisi olarak görüyorduk. Şu an onlar kendi evinde ve çocukları arasında tatlı bir uykudadırlar, lakin biz ulusa yaptığımız hizmetten dolayı darağacının önündeyiz ve şu an ben yaşamımın son adımlarını bu vasiyetnameyi yazmakla tamamlıyorum. Eğer benim omuzlarımda da büyük bir sorumluluk olmasaydı, şu an ben de sizin gibi evimde ve çocuklarımın yanında, tatlı bir uykuda  olacaktım. Bizden sonrakiler için yaptığım bu nasihatlar, benim sorumluluklarımdan biridir, eğer bu sorumluluğu benim yerime başka biri üstlenmiş olsaydı, inanıyorum ki şu an benim yerimde o darağacının önünde olacaktı. İşte, ben Allahın rızasıyla da almış olduğum sorumluluktan dolayı, ulusunun hizmetinde ve doğru yolda olan bir Kürt olarak bu nasihtları size yaptım ve umut ederim ki nasihatlarımı bugünden sonra tamamen dinlersiniz ve bunlar size ibret olur. Yüce Allahtan umut ederim ki düşmanlarınızı yenersiniz.

 

 

 

 

Ø    Birlik ve beraberliği savunun, kötü işler yapmayın, bilhassa sorumluluk ve hizmette birbirinizi kıskanmayın.

Ø    Allaha ve peygamberine inanın ve Allahtan gelen her şeye güvenin      ve mümkün olduğu kadarıyla dini görevlerinizi  yerine getirin.

Ø    Düşmanın tuzaklarına daha az düşmek için okuyun, bilginizi ve bilimsel yanınızı geliştirin.

Ø    Düşmanlarınıza güvenmeyin ve bilhassa da Acem gibi düşmanlara. Çünkü Acemler birkaç yönüyle sizin düşmanınızdır; ulusunuzun, halkınızın ve dininizin düşmanıdır. Tarih göstermiştir ki her seferinde çeşitli bahanelerle Kürtlere saldırmış ve en basit suçlamalarla Kürtleri öldürmüş, onlara karşı her tür suçu işlemekten çekinmemişlerdir.

Ø     Bu dünyadaki birkaç günlük değersiz yaşam için, kendinizi düşmana satmayın, çünkü düşman düşmandır ve güvenilecek hiçbir yanı yoktur.

Ø    Birbirinize ihanet etmeyin; ne siyasi, ne can, ne mal ve ne de namus olarak ihanet etmeyin. Çünkü ihanetçi hem Allah katında ve hem de insana karşı suçlu ve güvenilmezdir. İhanet, bir gün ihanetçinin karşısına dikilir.

Ø    Eğer sizden biri ihanet yapmadan bir işinizi yapabiliyorsa, ona yardımcı olun, kıskançlık ve tahammülsüzlükten dolayı karşı koymayın, Allah göstermesin ona karşı yabancıların ajanlığını yapmayın.

Ø    Okul, hastane ve cami yapılmak üzere vasiyetnamemde belirttiğim yerlerden faydalanmanız için, bütün gücünüzle talepte bulunun.

Ø    Sömürge durumunda olan diğer bütün milletler gibi esaretten kurtulana kadar, mücadeleden ve çalışmadan vazgeçmeyin. Dünya malı hiçbir şey değil. Eğer devletiniz olursa, özgür olursanız, o zaman her şeye; mal, vatan, toprak, namus  ve mülke sahibi olursunuz.

Ø    Bildiğim kadarıyla Allaha olan borcumun dışında, başka hiç kimseye borcum yoktur, eğer biri çıkıp da ona borçlu olduğumu (az yada çok) iddia ederse, kendimden sonrakilere büyük bir mal varlığı bırakmışım, mirasçılarımdan bu hak talebinde bulunabilir.

Birliğinizi oluşturmadan başarılı olamazsınız. Biri birinize karşı zulüm ve zorbalık yapmayın, çünkü Allah zalimleri çok çabuk ortadan kaldırır. Bu Allahın sözüdür: Zalimler yenilecektir, Allah ondan zulmüne karşılık intikamını alacaktır.

Umut ederim ki bu nasîhatları dinlersiniz ve Allahın yardımıyla da düşmanınızı yenersiniz. Sadî’nin dediği gibi:

  Miradî ma nesîhet bud ve goftim

 Hewalit ba xuda kerdîm ve reftîm*

 

 

 

 

Ulusun ve Ülkenin Hizmetçisi                                                

                                                                                    Qazî MUHAMED

 

 

 

 

Qazî Muhamed vasiyetnamesini yazıp bitirdikten sonra, dönüp yargıca dedi: İstersen dinle sana okuyayım.

  Yargıç:  gerekmiyor.

  Qazî Muhamed: İyi, islam hukukunda idam tasvip edilmediği için, beni öldüreceğiniz zaman kurşunlayarak öldürün.

Yargıç, Qazî Muhamedin bu isteğini kabul etmedi, çünkü mahkeme kararına    göre iple boğulmaları gerekiyordu.

  Qazî Muhamed: Namaz kılacağım ve ölümden önceki vaciplerimi yerine getireceğim.   

Kiyomers Salih diyor: İstekleri için izin verildi. Qazî Muhamed darağacının önüne gitmeden önce, dönüp kıbleye doğru baktı ve her iki elini havaya kaldırıp yüksek bir sesle dileklerini Allaha bildirdi: Allahım! Kendin de şahitsin ki bu ulusa hizmet etmekte hiçbir şey esirgemedim ve endişem olmadı. Allahım! Şahitsin ki senin yolunda elimden gelen her şeyi yapmışım. Allahım! Bu dünyada ve kıyamette mazlumların intikamını zalimlerden al, benim bildiğim kadarıyla bu hep böyledir. Her şeyden haberdar olan Allahım, bütün ezilen ulusları ve Kürt ulusunu da zalimlerin boyunduruğu altından kurtar.  

Allah’a dileklerini bildirme ve haykırış işi, yaklaşık 20 dakika sürdü.  Qazî Muhamed’in Kürtçe olarak söylediği bu şeyleri, ben de mahkemede hazır bulunan Kürt imamdan Farsça anlamını soruyordum.

Bütün bu aşamalardan  sonra, infazı gerçekleştirmek üzere Qazî Muhamed’i darağacının önüne götürdüler ve ilmik boynuna atıldıktan iki dakika sonra Qazî Muhamed can verdi. Saat sabahın dördüydü.

Bundan sonra Kürdistan Cumhuriyeti Savunma Bakanı, Muhamed Hüseyin Seyfî Qazî’nin  içinde bulunduğu otomobilin meydana doğru gelmesi için işaret verildi. Seyfî Qazî evin içine girdiğinde, karşısında yargıcı, imamı ve sağlık müdürünü gördüğü gibi meseleyi anladı, fakat hiç etkilenmedi ve bozuntuya vurmadı. Yargıç, ona mahkeme kararını okudu ve vasiyetnameni yazabileceğini söyledi.  O da masanın başına oturup on sayfadan ibaret olan vasiyetnamesini yazdı. Vasiyetnamesini yazıp bitirdiğinde, sabah vakti olmuştu. Onu darağacı meydanına doğru götürdüklerinde, gözleri uzaktan Qazî Muhamed’in  darağacında sallanan vücuduna ilişince, doğrudan Kürtçe devrimci sloganlar atmaya başladı, tekme ve yumruklarla asker ve subaylara saldırdı ve önüne çıkan her subayı döverek yere yığdı. Aslanlar gibi kükremiş Seyfi Qazi’nin sesinden dolayı, Çıwarçıra meydanı etrafındaki evlerde bulunan bütün halk uykusundan uyandı, ellerinin yetiştiği her birini dövdü ve aslanlar gibi kükreyerek haykırıyordu: Yaşasın Qazî MUHAMED! Yaşasın Kürtler! Yaşasın Kürt ulusunun bağımsızlığı! Biz öleceğiz ama Kürtler hiçbir zaman ölmeyecektir!    

Seyfî Qazî’nin sesi  gördü ve kendisi de çok heybetli ve korkusuzdu, bunun için darağacının önüne yetiştirilene kadar tekme ve yumruklarla birkaç kişiyi yere serdi. Onun gür sesinden dolayı mahalle sakinlerinden çok sayıda insan uykusundan uyandı, ancak olağanüstü durum ilan edilmiş olduğu için akşamdan beri gidiş-gelişler ve sokağa çıkma yasaklanmıştı, bunun için kimse sokağa çıkma cesaretinde bulunamadı.

Boynuna ilmik atıldıktan 2 dakika sonra koptu ve Seyfî Qazî’ yere düştü. Onu tekrar kaldırıp üçüncü darağacının önüne götürüp ilmiği boynuna attıkları zaman,  henüz can çekişiyordu.  Saat, sabahın beşiydi ve her taraf aydınlık olmuştu.

Sıra Ebû El-Qasım Sedrî Qazî’ye geldi. Fakat birkaç saat kamyonda beklettikleri için sersemleşmişti ve aynı zamanda idam meydanından uzak olmadığı için de büyük ihtimalle Seyfî Qazî’nin haykırışlarını da duymuştur. Bundan dolayı bir dereceye kadar durumun ne olduğunu anlamıştı. 

Seyfî Qazî’yi kamyondan indirip yukarı çıkarttıklarında, yargıcı imamı ve bizi görünce durumu anladı ve yalvarmaya başladı ve dedi: Benim hiçbir sucum yoktur, durumum tam netleşene kadar beni Tahran’a göndermeniz için rica ediyorum. Mahabad’lı İmamı ona dedi: “Ayıptır utan biraz, onlara yalvarma, diğerleri gibi yiğit ol, bundan sonra yalvarmak derdine derman olmaz, bu mahkeme kararıdır ve yerine getirilmesi gerekir, neden yiğitçe ölmüyorsun? Yiğitçe yaşadın, yiğitçe de öl. Niçin düşmanın gönlünü hoş ediyorsun? Onlar düşmandır, sizi asacaklar.” İmam’ın bu sözleri onu etkiledi, bundan dolayı oturdu ve vasiyetnamesini yazmaya başladı.*

Kiyomers Salih yazıyor: Seyfî Qazî vasiyetnamesini tamamladıktan sonra darağacı meydanına doğru götürüldü, gözü Qazî MUHAMED ve Seyfî QAZÎ’nin darağacına asılı bedenine ilişince durumu kötüleşti ve ağlamaklı oldu, dizlerinin bağı çözüldü, bu durumda subaylar onu kucaklayıp götürüp ilmiği boynuna atmak zorunda kaldılar. Onu da idam ettikten sonra, böylece her üç Kürt liderin idam işi de bitmiş oldu.

Onların idamından sonra, bizi Tahrandan getiren otomobil ÇIWARÇIRA meydanın biraz ötesinde hazır bir şekilde bekliyordu. Eşyalarımız bizden önce otomobile bindirildiği için, mahkeme heyeti, ben ve birkaç subay hızlı bir şekilde otomobile bindik ve Miyandıwaw ve Tabriz’e doğru hareket ettik. Sabah saat 10:00 da Tebriz’e Miyandıwaw’a ulaştık.

Doğrusu, Kürt önderlerinin bu derece korkusuz, yiğitçe ve şerefli bir duruş göstereceklerine inanmıyordum. Şu ana kadar da Qazî MUHAMED’in sesi kulaklarımda çınlıyor; “Allahım, mazlumların hakkını zalimlere bırakma”, ya Seyfî Qazî’nin o meydanı ve çevresini dolduran haykırışı, asker ve subaylara salladığı yumruk ve tekmeler, bütün bunlar hafızama kazınmış ve sürekli gözlerimin önüne geliyor.

Onlara yakınlaşmaktan korktuğum için ancak uzaktan birkaç resim çekebildim, idamdan sonra da uzaktan darağacında asılı bir resimlerini çektim. Ne zaman ve nasıl olacağını bilmiyorum, ama Qazî Muahamedin dualarının kabul edileceğine inanıyorum.

***

Yukarıdaki bu yazı bir bütün olarak, askeri yayın organı olan Mehname dergisinin 61. sayısında yazılmış ve yayımlanmıştır. Şunu belirtmek gerekir ki vasiyetnamedeki çok sayıda paragraf ve cümlenin üstü karalanmıştır. Benim inanancım odur ki tutanaklar üzerinde oynanmış, bilhassa da Kürt ulusuna nasihat yapılan bölüm üzerinde. Fakat askeri kadro ve diğer önemli kesimler için gizli olarak çıkartılan Wêjename adlı broşürde, karalanan yerler daha az ve her üç Qazî’nin mahkeme tutanakları da tamamen yazılmıştır.

O derginin bir sonraki sayısında Yüzbaşı Kiyomers Salih diyor: “Güvenliğim bahanesiyle Wêjename’ye de dağıtım izni verilmedi.” Aynı zamanda yazısının sonunda da şöyle demektedir: “Qazî Muhamed İmam’a dedi, sabah benim bu vasiyetnamemi ve nasihatlarımı Mahabad halkına duyur.”  Qazî Muhamed, Vasiyetnamesini İmam’ın elline tutuşturdu, fakat idamdan sonra yargıç Qazî Muhamed’in vasiyetnamesini Kürt imamdan aldı ve benim ellime tutuşturarak dedi, “bu ileride fitne olacak”, işte ben de Wêjename’de yayınladım ancak dağıtılması engellendi.” 

Şunu belirtmeliyim ki Qazî Muhamed’in el yazısı olarak ailesine bıraktığı vasiyetname ile Kürt ulusu için bıraktığı vasiyetname ve nasihatların her ikisi de İran Genel Kurmay arşivhanesinde korunmaktadır. Bununla birlikte Genel Kurmay’ın Ulusal Arşi






Yayınlama 2010-03-05 21:34:00
151 kez okundu.

Copyright © by Zincirlikuyu.net
Tüm Hakları Saklıdır.

[ Geri Dön ]



Sitemiz PHP-NUKE Tabanlıdır.
Copyright © www.zincirlikuyu.net - Bütün hakları saklıdır!
PHP-Nuke Copyright © 2005 by Francisco Burzi.