Zincirlikuyu.Net-Internetteki Evimiz
  ANASAYFA     FORUM   FOTOĞRAF ALBÜMÜ   VİDEOLAR     LİNKLER   YAZARLAR   SİTE İLETİŞİM  
Menü
Zincirlikuyu
Tanıtım
Konum
Belediye
Çand û Ziman
Çîrok
Tiştonek
Stran û Klam
Zimanê Kurdî
Naven Zaroka
Mesele û Henek
Gotinen Mezinan
Platform
Anı
Şiir
Kurdî
Görüş
Sanat
Folklör
Söyleşi
Gündem
Araştırma
Kitap/Film
Öykü/Deneme
Site Ekran
Basından Seçmeler
Gazeteler
Telefon Rehberi
Kan Grubu Listesi
Sağlık, Yaşam
Özgün Çekimler
Özgün Albümler

Üye Paneli
Üye Adı
     Şifre
(Üye Ol)

Şu an Bağlı:
Ziyaretçi: 19
Üye: 2
Toplam: 21

Imza Kampanyasi !


Kûrtçe dersler
resime tiklayiniz

Islami Konular

Davetiyeler

Birnebun

2,5 MB...... >>bixwîne


   Kasabamıza hoşgeldiniz!    

 Anasayfa » Araştırma

Tertele'ye İnadın Bir Politik Dehası: Dr. Şıvan (Sait Kırmızıtoprak) 2

Sait AYDOĞMUŞ


Dr. Şıvan’ın İdeolojik-Politik Görüşlerinin Evrimi ve Kürt Politik Hareketindeki Rolü

Dr. Şıvan’ın Kürt ulusal hareketindeki rolünü iyi kavrayabilmek için, Kürt ulusal hareketinin ideolojik politik evrimi içinde O’nun ideolojik-politik görüşlerinin nasıl bir değişim geçirdiğini bilmek gerekir. Dr. Şıvan, Dersim Ayaklanması sonrasında, Mustafa Kemal başkanlığındaki TC’nin, Abdullah Alpdoğan Paşa ile “Dersim’in Islahı” çerçevesinde gerçekleştirdiği “tenkil”e, çoluk-çocuk, 54 can vermiş bir aileden gelmektedir. Malkara’ya sürgüne gönderilmek üzere ikna edilip evlerinden alınan ve 28’i çocuk, 12’si kadın olan Hormekli Süleyman Ağa ailesi olarak bilinen ve o dönem Bertal Ağa liderliğindeki aileden oluşan bu kafile, daha Nazmiye’yi terkeder etmez, daha önce benzer akibete uğratılan birçok kafile gibi, Ramazan Köyü’nün altında, elleri ve ayakları bağlanarak kurşuna dizilmiştir. O sıralar, daha 3 yaşında olan Dr. Şıvan, şansı yaver gittiği için “Tertele” neslinden sağ kalan birisidir.

Birçok Dersimli gibi, O’nun da düşüncelerinin, duygularının ve nihayet yaptıklarının bu “Tertele”den ve bunun temelinde yatan Kürt ulusal davasının mücadelesinden etkilenmemesi olanaksızdı.

Ancak Türk egemenlik sistemi, bu etkileşimin doğal seyrini çarpıtmak için, Kemalizmin eyamcı ideolojik, politik tüm mekanizmalarını ve bunların uyduruk teori, propaganda ve yalanlarını hayatın her alanında harekete geçirmişti. Bir Türk ve aynı zamanda sunni-İslam cumhuriyeti olarak planlanan bu politik egemenlik sisteminde, Dersim halkı, Kürt olmanın yanısıra Alevi de olduğu için, Türkveya Kürt, tüm sunnilerden de baskı ve zulüm görmüş bir bölge idi. Kemalizm, pragmatik anlayış ve uygulamalarıyla Dersim Kürtleri’nin bu yapısını, görünürdeki sözde laik pratiğiyle çok akıllıca kullandı ve Kürdistan’ın diğer bölgelerine oranla Dersim’de özellikle aydınlar ve ilericiler üzerinde yarattığı yanılsamalarla daha bir etkili olmayı sağladı. Bu etkinin sonucudur ki, özünde bir sürü yönüyle bu sisteme karşı olan birçok aydın ve ilerci, bu muhalifliğini değişik versiyonlarla da olsa Kemalizmin referansları çerçevesinde dile getirdi ve eylemlerini de bununla sınırladı.

Dr. Şıvan da gençliğinde bu yanılsamadan payını alan bir Kürt aydını idi. O da, birçok Kürt aydını gibi özünde ırkçılığa, gericiliğe ve faşizme karşıydı; ancak bu karşıtlığını, anılan yanılsama içinde geçmişte ve o günlerdeki Kemalist uygulamaların bazılarını savunarak ve onun referanslarını kullanarak dile getiriyordu.

Dr. Şıvan, Diyarbakır’da yayınlanan ve Edip Karahan’ın sahipliği ve yazı işleri müdürlüğünü yaptığı Dicle-Fırat gazetesi’nde “Doğunun Baş Düşmanı Faşizm” başlıklı üç bölümlük yazı serisinin ikincisinde  şunları yazıyordu:

 “Osmanlı İmparatorluğunun enkazı üzerinde Batı emperyalizmine karşı kurtuluş mücadelesinin önderliğini yapan Atatürk ırk, din, mezhep farkı gütmeyeceğini, Türkiye dışında Turan hayali gibi emperyalist bir iddiası olmadığını açıkça söylemiştir. Milli hudutlar içinde yaşıyan ve Türk vatandaşı sıfatını taşıyan her fert ırk, cins, din farkı gözetilmeksizin kanun karşısında eşittir.

(...)

“Atatürk devrinde, ırkçılar ve kara kuvvetler sindirildi. Laisizm, halkçılık ilkeleri ve devrim hamleleri içinde ırkçı faşistler ve yobazlar uygun zamanı beklemek üzere pusuya yatmışlardı.”[1]  

Dr. Şıvan aynı makalesinde, Atatürk ilekelerine karşı “uygun zamanı beklemek üzere pusuya” yatan “ırkçı faşistler ve yobazlar”a karşı “...devrimci aydınlar, gençlik ve işçiler kadar Doğulu’lar da ırkçı faşizme karşı uyanık bulunmak, antifaşist demokratik cephede savaşa hız vermek zorundadırlar.” diye belirtiyordu.

Dr. Şıvan, bu görüşlerinin mantıki bir sonucu olarak CHP’yi  “Atatürkçü ve ilerici” Demokrat Parti’yi (DP) de “gerici ve yobaz” bir parti olarak değerlendirerek şu tesbiti yapıyor:

“Bilindiği gibi savaş sonrasının ekonomik güçlükleri devrin CHP iktidarını bazı reform hamlelerine zorluyordu. Ne yazık ki demokrasi adı altında girişilen çok partili hayat, aslında iktidar partisinin en gerici en sömürücü kanadının ana muhalefet partisi haline getirilmesiyle soysuzlaştırıldı. Kitlelerin tamamen başka nedenlerden doğan hoşnutsuzluğu her türlü sosyal reform, demokratik hareket ve insaniyetçi düşünceye düşman gerici unsurların reaksiyonunun zaferini pekiştirecek şekilde kanalize edildi. Böylece 1950 de büyük gürültülerle seçimleri kazanan DP’nin siyasi iktidarı ırkçı faşistlerin gelişip serpilmeleri için uygun ortamı da beraberinde getiriyordu.”[2]

 Dr. Şıvan’ın bu dönemdeki “Kürtçülüğü”, neredeyse Kürtlerin dil ve kültürel haklarını savunmakla  sınırlıdır. Ancak buna rağmen, bu görüşleri sözde bazı ilericiler, aydınlar tarafından eleştirilmektedir. Dr. Şıvan, “Doğu” ile ilgili yazdığı yazıları takip edip kendisini eleştiren ve Birkaç yıl Doğu’da resmi görevlerde bulunmuş... bölgemiz ve Türkiye’nin genel problemleri hakkında yazılar yazmış... ilerici bilinir aydın” biri olarak nitelendirdiği bir arkadaşıyla sözlü tartışmasını, Doğu Meselesinde Yanılmalar başlığıyla Yön dergisinde bir makalede yazıya döker. Anılan makalede Kürtlerin kendi kültürlerini yaşayıp geliştirmesini ve kendi dilleriyle eğitim görmesini savunan Dr. Şıvan’ın, Üniter, “tekçi” bu Kemalist kişinin eleştirilerine verdiği cevap, o dönemdeki “Kürtçülüğü”nü gerekçelendirmesi bakımdan çok ilginçtir:

“Atatürk İlkelerine aykırılık meselesine gelince (Kürt dili ve kültürünün geliştirilmesinin Atatürk ilkelerine aykırılığı kastediliyor-SA):Kanaatimce böyle bir saplantı, bizzat Atatürk ve ilkelerini bilerek veya bilmeyerek ters anlamak demektir. Atatürk ve onun dünya görüşü belirli bir dili konuşan insanların malı değildir. Bilakis Atatürk’ü ve ilkelerini hangi vasıta ile olursa olsun, yurdumuzun bütün insanlarına, hatta bütün dünya halklarına anlatmak gerekir. Mesele bu şekilde ortaya konunca dil bir vasıta olarak değerlendirilir. Ve eğer Atataürk’ü ve görüşünü herhangi bir topluluğa anlatmaya yarıyorsa, mükemmel bir hizmet görüyor demektir. Sonuç olarak diyebilirim ki; nasıl ki bugün bahsettiğimiz sosyal adaletin şartları (işsizlik, fakirlik, topraksızlık yanında çeşitli vurgunlarla kısa zamanda türetilmiş mahalli milyonerleri vs. ile büyük toprak sahiplerinin doğurduğu tezatlar) yurdumuzda varsa böylece doğululara anlayabilecekleri dille seslenmenin de (çünkü başka dil bilmiyorlar ve biz yarım yüzyıldır hep tersinden hareket ettiğimiz için durum değişmemiş) şartları vardır. Aksini birtakım farazi kuşkularla iddia etmek ya ırkçı faşist temayüller taşıyan sosyal bir demagojidir veya sosyal meselelerin çözüm yolunu bilimin dışında birtakım duygusal ölçüler içinde çıkmaza sokmaktır.”[3]

 

Dr. Şıvan’ın bu görüş ve saptamaları, Türkiye solunun şekillenip ayrışmasında, O’nu, YÖN’cülere ve Milli Demokratik Devrimci’lere (MDD) yakınlaştıracaktı. Yukarıdaki görüşlerinin yanısıra Dr. Şıvan da, tüm MDD’ciler gibi, radikal bir anti-Amerikancı ve anti-emperyalistti. Tüm bunlar, Dr. Şıvan’ın, o dönemin diğer birçok Kürt aydınından farklı olarak Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) üye olmaması hatta bu partideki Kürt aydınlarına muhalefet etmesinin nedenlerini de teşkil ediyordu. Zira TİP’in, YÖN ve MDD’den farklı olarak TC’nin kuruluş sürecinde Kemalizme atfedilen role, buna bağlı olarak anılan süreçte “ilericilik” ve “gericilik” tahlillerine, ekonomik gelişme/kalkınma modellerine ve tüm bunlara dayalı olarak ittifaklar politikasına, anti-emperyalizm ve anti-Amerikancılığa ve dolayısıyla genel olarak stratejide politik önceliklere yaklaşımı farklıydı. TİP, Kürt ulusal sorunu bakımından MDD’cilere göre daha az şöven görüşlere sahip olsa da, örgütlenme konusunda  MDD’cilerle arasında hiçbir fark yoktu. İki taraf da Kürt ulusal hareketinin ve politik startejisinin kaderini teşkil etmede belirleyici bir role sahip olacak olan ayrı örgütlenme meselesine karşı tam bir görüşbirliği içindeydiler ve “Kürt sorunu”nun çözümünü de “sosyalizm” veya “devrim” sonrasına havale ediyorlardı.

 Kemal Burkay, anılarında, Dr. Şıvan’ın arkadaşlarının, TİP’teki muhalefetlerinin nedenleri konusunda bazı bilgiler verir. Burkay,  1970’te TİP’in 4. kongresine sunulan Kürt sorunu ile ilgili karar tasarısı konsunda Kürt Delegasyonu’nun kendi arasında bölündüğünü, kongreye, o zamanki yasalara göre biri daha ”ılımlı” diğeri de daha ”sert” olan iki karar taslağının sunulmaya çalışıldığını ve bunları uzlaştırmaya çalıştıklarını belirterek şöyle der:

”Söz konusu yan salonda ayak üstü bu konuyu konuştuk. Gerek Tarık Ziya, gerek ben, Kürt arkadaşları daha yumuşak bir karar taslağı üzerinde ikna etmeye çalıştık. Aslında aynı şeyi, özüne dokunmadan, daha değişik sözlerle ve yıldırımları o denli çekmeyecek biçimde dile getirmenin mümkün ve yararlı olduğunu, aksi halde, sert bir kararın partiyi kapatılma riskiyle yüz yüze getirebileceğini, amacımızın ise elbet bu olmadığını söyledik. Ben arkadaşları ikna etmenin zor olmayacağını sanmıştım Oysa hiç de öyle olmadı. Çoğunluk öteki karar tasarısından yana tavır koydu ve doğrusu bu beni şaşırttı. Bu sonucu beklemiyordum ve çok üzüldüm. Birçok arkadaşın bu katı tavrına ise bir anlam veremedim. Ne var ki politikada iyi niyetli, ama biraz da saf olduğumu o gün anladım. Meğer bizim TİP’te yıllardır  birlikte kavga verdiğimiz Kürt yoldaşların önemli bir bölümü, Dr. Şıvan tarafından örgütlenmişti ve buraya bu konuda hazırlıklı, örgüt içinde örgüt olarak gelmişlerdi. Silvanlı Mahmut Okutucu, Muhterem Biçimli, Abdülkerim Ceylan bunlar arasındaydı. Kongrede izlenecek tavır meğer önceden belirlenmişti. Partinin kapanması ise Şıvan’ı ancak memnun ederdi.” [4]

TİP 4. Kongresi, T-KDP’nin kuruluşunun hemen sonrasında gerçekleşmiştir ve artık “Şıvancılar” Türk solunu terk etmektedirler. Ancak yukarıdaki satırlar, o günlerde ve günümüzde Kürt solunun önemli bir siması olan Kemal Burkay’ın  henüz o günlerde ayrı örgütlenme konusundaki düşünceleri bakımından enteresanttır. Zaten tüm bu nedenlerle ayrı örgütlenme gibi önemli bir konuda ilk adım, Kürt solundan değil, geleneksel Kürt sağından gelmişti. 11 Temmuz 1965’te, bir gurup yurtsever ve milliyetçi yurtsever Kürt aydını, Diyarbakır’da -hem de “Gazi Köşkü”nde- Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’ni (TKDP) kurmuştu. Bu partinin amacı, “Türkiye sınırları içinde, (Kürtlerin) siyasi-iktisadi- kültürel hakları(nı) tanıtmak” olsa da, Türkler’den ve onların siyasi örgütlerinden ayrı olması, Cumhuriyet dönemi ayaklanmalarından sonraki dönemde, Kürt ulusal hareketinin politik ve örgütsel olarak yeniden dirilişi ve gelecekteki rotası için başlı başına bir çığırdı.

Dr. Şıvan, birkaç yıl gibi kısa bir zaman diliminde, MDD’cilikle karışık bir Kemalizm versiyonu tarafından belirlenen yukarıdaki politik görüşlerini aşacak ve TKDP’liler tarafından açılan ayrı örgütlenme çığırını, Kürt hareketi için günümüzde de geçerliliğini koruyan bazı “ilk”lerle daha bir geliştirecekti. Ancak Dr. Şıvan’ın, anılan noktaya gelmeden önce, o dönemin çoğu Kürt aydını gibi politik olarak şöven Türk solundan ve Kemalizm’den beslenip etkilenen özgün sosyalist görüşleri benimseyen ve sorunlara bu çerçevede çözüm arayan bir dönemi de vardır ve konumuz bakımından bunun üzerinde de durmak gerekir. 

                                                                                            

Dr. Şıvan’ın, YÖN dergisinin 48. sayısında “Doğuyu Sosyalizm Kurtarır” başlıklı bir makalesi yayınlanmış bulunuyor. Dr. Şıvan, anılan makalesinde, kullanılan bazı kavramları bir tarafa bırakırsak, önemli tesbitlerde bulunuyordu: Türkiye’de ve “Kürdistan” kastıyla kavramlaştırdığı “Doğu”da, toprak ve gelir dağılımının adaletsizliğinden, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin ekonomik bir verimlilik içinde işletilememesinden, işletilenlerin de har vurulup harman savurulmasından; bütün bunların ekonomik, sosyal ve kültürel gelişme üzerindeki olumsuz etkilerinden uzun uzadıya bahseden Dr. Şıvan, bu olumsuzlukların ve adaletsizliklerin  bölgeler arasında zaten varolan dengesizlikleri hergün daha bir arttırdığını belirtiyor ve nihayetinde anılan durumdan çıkış yolu olarak sosyalizmi  öneriyordu :

“Sosyalist bir düzen, insan sevgisi üzerine kurulur. İnsanın hayatı, haysiyeti, gerçek hüriyeti ön planda yer alır. Medeniyetin, insanca yaşamanın araçları küçük bir azınlığın değil, bütün halkın yararına planlanır. Parasız tedavi, parasız eğitim, herkese insan gibi yaşayacağı bir mesken, çalışmak isteyen her insana iş, yapılan işe göre bir hayat düzeyi ancak sosyalizmle sağlanır.

“Kültür bakımından da durum aynıdır. Gerçek demokrasi ve sosyalist anlayış, hiçbir topluluğun kültür hakkını pazarlık konusu yapamaz. Kültürel kalkınmanın gerçekçi, insancı ve bilimsel uygulanış metotları,  sosyalizmin anlamında zaten mevcuttur. Sosyal adalet ilkesinden hareket eden ekonomik kalkınmanın yanısıra en geniş bir hoşgörü ve anlayışla, kültürel kalkınma pazarlıksız, karşılıksız olarak sosyalizmin baş ödevleri arasında yer alır.

“Tek kelimeyle sosyalizm, bölgeler arasındaki her türlü eşitsizliği kaldırmak suretiyle, müreffeh, adil ve sıhhatli bir Türkiye yaratarak, milli birliği en sağlam temeller üzerine oturtur.”[5]

Ulusal ve uluslararası planda derin ve güçlü bir politik dalganın da etkisiyle Kürt politik hareketinin ve dolayısıyla kadrolarının hızla geliştiği o günlerde,  Dr. Şıvan, anılan yolda adeta koşuyor; sorunları daha bir hızla kavrayarak değişiyor ve gelişiyordu. Açıktır ki, bu değişim ve gelişmede, onun zekâsı, cesareti, ezilenlerin ve ulusunun davasına olan samimi inanç ve kararlılığı kadar, sömürgecilerin bu samimi inanç ve kararlılık karşısında takındıkları red, inkâr ve imha gibi tutum ve uygulamaları da etkili oluyordu.  Tüm bu nedenlerle Dr. Şıvan, kendi ulusunun özgün koşulları açısından henüz rasyonel olmayan “sosyalizm durağında” da fazla beklemedi. Zira sosyalizm, ulusların, şafağında doğdukları kapitalizmin her bakımdan belli bir gelişkinlik düzeyinin içinde doğup geliştirilebilecek bir toplumsal sistemdi. Kürdistan ve Kürt toplumu böylesi koşullardan henüz çok uzaktı. O günlerin koşullarında, Kürdistan ve benzeri toplumlar için, sosyalizmin teorisyenleri ve uygulayıcıları tarafından dünya çapında önerilen  “Kapitalist Olmayan Yol”un ise, ne uluslaşma ne de sosyalizm için, elverişsizliğin de ötesinde, geçerli bir yol olmadığı, somut pratiklerle hergün daha bir açığa çıkıyordu. Hele de bu önerinin sahibi olan reel sosyalizmin, Kürt ulusunu esaret altında tutan Kemalizm, Baasizm gibi şöven milliyetçi diktatörel ideoloji ve sistemlerle yer yer çakışması, böylesi ideoloji ve sistemleri, hoşgörmenin de ötesinde desteklemesi, onun doğru anlaşılmasını daha da kolaylaştırıyordu. 

Ancak günümüzden bakıldığında kolay gibi görünen bu gerçeği, kabaran derin ve güçlü bir özgürlükçü sol dalganın reel sosyalizmin ideolojik, politik ve örgütsel şablonlarınca kayıtsız şartsız yönlendirildiği 1960’lı yılların koşullarında, çok az sol görüşlü Kürt politikacısı görebilmişti.

Daha önce de belirtildiği gibi 1960'lı yıllarda, Kürt solu, büyük çapta, TİP içindedir veya TİP'e destek olmaktadır. Esasında sol tandaslı ilk ayrı bağımsız Kürt örgütlenme girişimi, 1966 yılında kurulan Koma Azadiya Kürdistan'dır (KAK). KAK, daha örgütsel anlamda belli bir süreklilik ve istikrar kazanmadan, Sait Kırmızıtoprak’ın geliştirmekte olduğu örgütsel-politik proje içinde yer almaya karar verir. KAK’ın bu kararı almasında, daha sonra Dr. Şıvan ile beraber Güney’e geçecek olan Reşo Zilan (Ahmet Kotan) ve Çeko’nun rolü büyüktür. Birazdan daha bir ayrıntılarıyla anlatılacağı gibi bu proje,  TKDP'nin Sait Elçi liderliğindeki kanadını da kapsamakta, politik taleplerinin kapsamı itibariyle daha ulusal ve örgütsel yapısıyla da daha modern, ilerici-devrimci,  bir ulusal parti projesidir.

Şimdi de, daha sonra başarısızlığa uğrasa da, Sait Elçi liderliğindeki TKDP’nin de bu projeye nasıl dahil edildiğini görelim.

Dr. Şıvan’ın, altmışlı yılların sonunda aldığı siyasal bir ceza nedeniyle Isparta’da sürgünde olduğunu belirtmiştik. Dr. Şıvan, artık yukarıda anılan ideolojik-politik evrimin pratiği içinde kendi çevresinde önemli bir gurup oluşturmuştur ve Kuzey’de Kürtler’in, TKDP’den farklı olarak, ilerici devrimci bir çizgide ayrı ve bağımsız ulusal bir örgüt kurma aşamasına gelmiş bulunmaktadır.

1968 yılında, TKDP’ye karşı geliştirilen bir operasyonda, Feqi Hüseyin sağnıç dışındaki parti merkez komitesi üyelerinin tümü ve partinin bellibaşlı önemli kadroları yakalanır. Feqi Hüseyin’in yakalanmamasının nedeni, operasyonun hemen öncesinde MK’ne alınmış olması ve bu nedenle de  henüz deşifre olmamasıdır. Yakalananlar “güvenlik” nedeniyle Antalya Cezaevi’ne nakledilirler ve yargılamalarına Antalya’da devam edilir.

Dr. Şıvan’ın, TKDP MK’nin dışarıdaki tek üyesi olan Feqi Huseyin Sağnıç ile çok iyi ilişkileri bulunmaktadır. Şakir Epözdemir’in belirttiğine göre, Dr. Şıvan, Feqi Hüseyin vasıtasıyla Antalya’da hapiste bulunan Sait Elçi ile de yakın ilişkiler kurmuştur. Zaten iki Sait, ”49’lar Olayı”ında da beraber hapis yatıp yargılandıklarından biribirlerini hem şahsi, hem de siyasi olarak iyi tanımaktadırlar.

”Biz Antalya Cezaevi’nde tutuklu iken, Dr. Sait Kırmızıtoprak (Dr.Şıvan), Isparta’da sürgünde idi. Diyaloğumuz burada başladı. Ancak bu diyalog, sadece Dr. Şıvan, Sait Elçi ve Feqî Hüseyin Sağnıç arasındaydı. Bu diyaloğumuzun, 6 aylık süresine cezaevi dönemi dersek, diğer 7-8 aylık süre de, 1969’daki tahliye oluşumuzdan sonraki zaman diliminde devam etti. Bu konuda Said Elçi’den hiçbir bilgi almadık. Ancak, arasıra Feqi Hüseyin Sağnıç’tan aldığım bilgiye göre; Dr. Şıvan’la birlikte 20-30 kişi Güney’e gönderilecek ve orada eğitilecekti. Bu grubun çoğunluğu partimiz mensuplarından seçilerek yollanacaktı. Dr. Şıvan’da dahil, bütün bu kadro, gelip bizim Partimizin bünyesinde yer alacaklardı...

”Hazırlıklar çok uzadı, gide gide bir kişi bizim Partiden, 6-7 kişi de Şıvan’ın grubundan Güney’e geçtiler. Bu arkadaşların geçişlerinden yaklaşık 6 ay sonra;  Kürtler Irak’ta Otonomi’ye kavuştular. Savaşta yararlı olan bu grup, IKDP yöneticileri ve askeri yöneticiler tarafından itibar kazanmışlardı. Dr. Şıvan, bu itibara bakarak bize rest çekti. Feqi Hüseyin Sağnıç ve Said Elçi 1970’te Dr. Şıvan ile birkaç kez görüştüler, konuştular, tartıştılar ancak bir neticeye varamadılar. 1971 yılı başında bizler, (yani Parti’nin Kurucular Kurulu ve Koma Navkom üyeleri) akıllarına geldik!

“Şark Matbaacılık ve Gazetecilik A.Ş.’nin, 1971 Diyarbakır toplantısı günü, biz hepimiz, (Dûrnas da dahil olmak üzere) Diyarbakır’da toplandık. Toplantı gecenin geç vakitlerine kadar devam etti. Faqi ve Sait Elçi, gelişmeleri izah ettiler. Doktor onları yanıltmıştı. Bizim hesabımıza Güney’e giden doktor, kendi parti’sini kurmuş ve bizi resmen aldatmış idi. ’Çözüm nedir, ne yapılmalı?’ diye soruluyordu.”[6] (11)

Şakir Epözdemir’in yukarıdaki satırlarından, Feqi Huseyin ile Sait Elçi’nin, TDKP’nin diğer MK üyeleri ile anlaşmazlık içinde oldukları da anlaşılmaktadır. Bu çelişki, muhtemelen TKDP’ye karşı yapılan operasyon öncesinde ve esnasında ortaya çıkan olumsuzluklarla ilgilidir. Sorgulamalardaki çözülmeler, bu çözülmelere bağlanan ”ajanlık” türünden iddia ve spekülasyonlar ve son olarak yargı süreci boyunca takınılan tutumlar, yapılan savunmalarla ilgilidir. Şakir Epözdemir’in yukarıya aktardığımız görüşleri de bu iddiayı doğruluyor.

Ayrıca benim Dr. Şıvan’ın bazı arkadaşları ile KAK’ın önde gelen yöneticilerinden biri olan Reşo Zilan’dan dinlediklerim, Şakir Epözdemir’in yukarıda yazdıklarıyla tam anlamıyla çakışmamaktadır. Anılanlardan dinlediklerime göre, plan, Şakir’in yukarda belirttiği gibi “eğitim için gideceklerin dönüp TKDP’ye katılmaları” değil; Sait Elçi hakimiyetindeki TKDP ile veya Sait Elçi’nin partiye egemen olamaması halinde, O’nunla davranacaklarla  birleşilerek ortak bir parti kurmak yolundadır.

TKDP, böylesine bir karmaşa içindeyken, Dr. Şıvan, dönemin bellibaşlı bazı yurtsever aydınlar  ve üniversiteli gençlerden oluşan dinamik bir grup oluşturma çabasındadır. Sait Kırmızıtoprak ve çevresi, Devrimci  Doğu Kültür Ocakları’nın (DDKO’ların)  kurulmalarında da önemli rol oynarlar.

Tüm bu  gelişmelerin, o sıralarda varolan diğer Kuzeyli örgütleri, yani KAK’ı, TDKP’yi ve kadrolarını etkilememesi olanaksızdır.

 devam edecek..

 devam edecek..


* Bu yazi daha önce "BIR" dergisinin 8. sayisinda yayinlanmistir.

[1] Dicle- Fırat gazetesi, Sayı no:4, s. 2, 1962

[2] Dicle- Fırat gazetesi, Sayı no:5, s. 2, 1962

[3] YÖN dergisi, sayı: 63. 1963

[4] Burkay Kemal, Anılar Belgeler, Cilt 1, s. 279

[5] YÖN dergisi, sayı: 63. 1963

[6] Epözdemir Şakir, ”Yakın Tarihimizde Dr. Şıvan ve Sait Elçi Olayı”, War, sayı: 7, s.49-50 (Zivistan- 1999)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 






Yayınlama 2010-02-05 22:34:08
199 kez okundu.

Copyright © by Zincirlikuyu.net
Tüm Hakları Saklıdır.

[ Geri Dön ]



Sitemiz PHP-NUKE Tabanlıdır.
Copyright © www.zincirlikuyu.net - Bütün hakları saklıdır!
PHP-Nuke Copyright © 2005 by Francisco Burzi.