15 Temmuz’da Nurhakdağı İnternet Gazetesi dört yılını geride bırakarak, beşinci yılına giriyor. Bu zorlu ve meşakatli çabada, bazen tek başıma, bazende kısa sürelide olsa emeği geçen arkadaşlarla bir emek ve çaba sahibi olmaya çalıştım...
Özellikle bu yıl, 9 saat işgücü alanında, iki saat de tren ile geliş-gidiş toplam 11 saat üretim alanında enerji sarf etmemin yanı sıra, hem günlük sayfamızı güncelleştirerek, hemde kendi yazılarımı yazarak kısacık zaman dilimine sığdırmaya çalışıyorum...
Dolayısıyla, bu sahada amatörlüğümden dolayı belki biraz gösterişli bir sırıtma yansımış olabilir. Fakat, o yönlü biraz olsun kendimi yetkinleştirdiğimi düşünüyorum. Ben, bu sahada bir emek ve çaba saihibi olmaya başlarken; Kimseye, kâhır ederek başlamadım! Kimseyle, yarış içine girmedim! Kimselere, kendimi kabullendirme, ispatlama derdine düşmedim! Amaaa...şu gerçekliği büyük harflerle burada yazıyorum; en azında ‘BENİ ANLAMALARI’ noktasında bir çaba sahibi olmaya gayret gösterdiğimi belirtebilirim!...yani en azında “ANLAŞILMAK” bu anlamda nekadar başarılı oldum/olurum onuda zaman ve koşullar gösterecek!
Buna rağmen yöresel bazda da olsa, bu sahada bana rakip olanların bir kısmı çekildi ve kaybetti...
Bu son günlerde yazdığım öykü ve dram türü yazılarımdan dolayı hayli olumlu tepkilerin yanı sıra, yazılarımda ismi geçen şahısların yakınlarını haberdar ederek, bana tehditvari bir üslup ile ileri gidenleri, kimlerin dürttüğünü az çok tahmin edebiliyorum...hatta ben, memlekette iken, kimilerinin babaları benim ayağımı denk almam için, kendi kabilesinden ve Kürt Hareketine katılmış birine şikayet ettiğinide öğrenmiş oldum... fakat bu yönlü bir tehdit ve uyarılmayı herhangi birilerinden duymadım! Kürt Hareketi, politikaları gereği tamam yaparız, ederiz demiş olabilir ama, ben bu yönlü asla birşey işitmedim. Tüm samimiyetimle bunu burada belirtiyorum...
Nezâket terbiyesini alamamış olan bir ikisinin süratına telefonu da kapattım... Günümüzde telekomunikasyon denen bir olay var! Ne zırvalayacaksanız yazarsın iletişim adresine olur biter!
Ama maalesef bunlarda nezâket terbiyesi olmadığı gibi, medeni cesaretleride yoktur!!! O zaman benim bunları dikkate almam yakışık alır mı?
Tabii, yine bu son dönemlerde bu kesimleri dürtükleyen bu çete başı ve “EMBESİL” tayfası, harekete geçmiş bulunmakta... bu çete başlarını oluşturan zibidi ve serserilerden bir kısmı yaşam zorluklarını göğüslemeyerek ve ailesini memlekette terkeden ve başkalarının güdümüyle hareket eden piyon kişiliklerdir!
Belki kimdir bunlar? diye merak edeceksiniz ama günü ve zamanı geldiğinde ve gerektiğinde bunları isimleriyle teşhir edeceğim... Bu “EMBESİL” tayfası’nın çoğunluğu yöre ve bölgemizden olan kişiliklerdir. Sanırım bir kısımınız kim olduklarını tahmin edeceksiniz!...
Şimdi ise, Avrupa ülkelerinde küresel hegemon sistemin tüm pisliklerini özümseyerek, kişilikleri şekillenmiş, hegemonyanın aşağılık sistemine rahmet okurcasına palazlanmışlardır. Hele, hele birde bazıları alenen ağzıyla kendine ‘devrimci’yim sıfatını yakıştırması, bu kavramdan nerdeyse artık tiksinmeye başladım ben.
En çok hak,hukuk ve adaletten bahseden, insan tacirliğinden sözedenler, bilakis kendileri insan tacirliği yapıyor, kendileri adaletsizlik yapıyor...başkasını her türlü karalamalarla suçlayan ve bozuk plak misali hep aynı şeyleri tekrarlayan bu “EMBESİL; kontra olarak nice mahsum insanın kanına girmiş en yakınını görmek ve teşhir etmek şurda dursun, tam tersi fırsatı bulsa birlikte hınç duyduğu kişilere zarar vermek için, her türlü numaraya baş vuran bir yapıya sahiptir!
Ayrıca bu “EMBESİL tayfaları ile dirsek teması içinde olan biri; yakın geçmişte bir yakının sistem kuruluşlarıyla haşır-neşir olupta, ağa özentisini taklit ederek, kaldığı ülkenin kuruluşlarında, kişileri ayaratma ve tercümanlık adı altında işbirlikçilik yaparak, bu “EMBESİL” tayfası ile şebekelik işgüzârlığını yapmaktadır.
Hatta bu “EMBESİL” tayfası ile uzakta dirsek teması içinde olan birileride, bir kaç kitap yazdığı halde bir türlü yazarlık kabülünü görmeyen, ikiden bir renk değişerek, hegemon sistemin en iyi savunuculuğuna soyunmuş adeta.
Yaşamı boyunca belki bir kitap dahi eline alıp okumayan bir kaç densiz; beni bu “EMBESİL” tayfasından birine şikayette bulunmuşlar!...
Geçen günlerde davet edildiğim bir düğünde, yaklaşık beş altı sene tekçi zihniyet sistemli türk devletin ranzalarını boşuna işgal etmiş ve bu tekçi zihniyet’tin kendi sisteminin tüm pisliklerini şırıngaladığı bu boş kovan, henüz bebek olan bir çocuğu kucağına alarak ve herhangi bir kaba tepki göstermem halinde beni, toplumun gözünde suçlu göstermek ve küçük düşürmek için, çocuğun arkasına saklanarak, kızarıp bozararak, beni, Kanton Basel'de kalan ve kahve içimeye davet edip ayak üstü sohpet eden bir yakınım ve çocukluk arkadaşımın yanında sözlü tehditte bulunarak; “ müdür, bana telefonlar geliyor! ayağını denk al! senin ayaklarını kırarlar! sana kalmamış kistikli bilmem kimin öyküsünü ve dramını yazmak! Önce üstüne bak sen!” diyerek, hızla uzaklaştı.
Telefonla bunu arayanlar ise, bir zibidi, biride kendi kökeninden bihaber olan kafadan raporlu ve bedeller üzerinde gelip iltica eden kendisi gibi nezâketsiz kişilikler!
Bana sözlü tehdit uyarısında bulunan bu “EMBESİL” her yönüyle benden biraz olsun ileri olsa bari! Kafasını bacakların arasına koyarak altına osuran ve konuşma nezâketi nedir bilmeyen ve aşağılık bir şekilde dedikodu yaparak teneke sesi çıkaran, bir kitap, gazete veya yazı dahi okumayan, feodal aile çevresi üstünde büyüklük kompeklesine yatan, bir “EMBESİL”.
Ben, şuan kaldığım ülke’de henüz yeni idim. Ne dil biliyordum nede yaşamsal zorluklarını çözmüştüm...en zor bir dönemde çekirdek aile yuvasını kurmaya çalışıyordum! Sırf sağılmak adına temasta olan ve bir yayın organı ile kendine örgütüm diyen bir siyasi yapılanmanın etrafında dolanan bir kaç çete unsuruna tahrik edici, yanlış bilgiler verme sonucu bana yöneldiler. O dönem bu camcının itlerine karşı tavrımı koydum. Fakat, düğün-dernek işimizin arefesinde olduğumdan dolayı, ortalık yatışsın diye ortamlarına kadar gittim. Bana sen bu gücü nerede alıyorsun diyen bir “EMBESİL’e, o psikolojik ruh halimle o dönemde tam cevabını veremediysemde, enazında bu unsurlardan herhangi bir korkumun olmadığının mesajını verdim... Bu gözü pamuklu ve sağılan inek, sanıyorki ben, tırstım! Bu tür tehditler bana vız gelir, tırıs gider!!!
Hani Anadolu da klasik bir deyim vardır; “İNSANLAR KONUŞA KONUŞA, HAYVANLAR KOKLAŞA KOKLAŞA ANLAŞIRLAR!” diye... bu ve benzeri “EMBESİL’ tayfasına demem oki; yüreği güzelliklerle bezenmiş insanların ve dostların sayesinde, yıllarca sizden kaynaklı benim üzerime sinmiş pisliğinizden arınmaya çalışıyorum ben!!!
-Yüreği güzelliklerle bezenmiş insanların ve dostların afına sığınıyorum...sanırım çok imla işaretleri kullandım...-
Eğer sizde şayet medeni cesaret var ise, karşıma çıkar adam gibi kozlarınızı paylaşırsınız! Ya da yazarsınız! Derebeylik ayaklarına girenler sonuç alsaydı, daha önce ben bu derebeyliğe yatkındım. Ve bundan ben, sonuç alabilirdim... fakat benim kuşağımın döneminde kuru derebeylikten başka birşey kalmamıştı artık. Derebeylik yönümü yazınsal sahaya evirdim ve başarılı olduysamda, olmadıysamda memnunum...
Ama bunlarda medeni cesaret ne arar. Ancak en büyük marifetleri kalleşlikleridir. Kalleşlikleriyle ünlüdürler.
İşte en büyük düşmanı kendi içimizde aramak gerekir diyorum. Ağacın kurçuğu ağacın içindedir ve damarları çürütür.
Ben, size aldığım bir Akvaryum örneğini vermeye çalışayım; aldığım Akvaryum’un içine çeşitli renkten ve cinsten balık koydum! Birde bu Akvaryum içinde oluşan türleri temizlemek için, siyah kertenkeleye benzer ve pisliği temizlemede diğerlerinden üstün yetenekli bir temizleyici balık alıp koydum. Hayli bir zaman geçti, dolu yem verdiğimiz halde, aralıklı zamanlarda bir iki balık’ı yedi! İşte bu “EMBESİL” tayfasıda en yakınlarının bedelleri ve değerlerini bu sihay balık gibi yediler/yiyenlerdir...
Hani bir deyim vardır; “Balık baştan kokar” diye! İşte bir örnekte, bu baştan kokan balık/balıklarla zaman zaman aynı gölde karşılaştığımda, bana koku salgılamaya çalıştıkları zaman hemen o gölden uzaklaşmaktan başka seçenek bulamıyorum...
Siz bunların dayandığı çevreye bir bakın; geçmişte veya şimdi taraftarı olduğu hareket ve kurumların nezdinde peş para etmez ve tükenmiş, iflah olmaz şizofrenik olmuş olan kişiliklerdir. Tabii “bir domuzdan kıl çekmek sevaptır.” distürüyle çeşitli siyasal hareketlerde bunları az kullanmadılar, az sağmadılar... Bu sağılmış gözü pamuklu “EMBESİL” tayfasıda, Avrupaya savrulmuş olan yöre ve bölgedeki feodal çevresini aşağılık düzen sisteminin kendisine şırıngaladığı her türlü numarayla, en yakınına bin-bir türlü kalleşliği yaparak/yapmaya devam ederek, toplumda var olmaya çalışıyor.
Bu “EMBESİL” tayfasından birileri zaman zaman bir bakmışsınız ki, toplumun içinde kendini kamufle etmek için, kendi yöresinden birilerini Avrupa’ya –kendi imkânlarıyla geldiği halde- getirdiğini yayar. Ya da para kaşılığında vize isteğinde bulunarak, toplum nezdinde yardımsever profilini çizer. Yaptıkları en ufak bir iyiliğin nedeni ise, varsa o bireye karşı bir hıncı, ona karşı bu hıncını kusmak için her türlü kalleşlik numaralarını dener...
Gittiği düğünde alel acele takı listesini tutarak, kendisine verilen takıyı cebine indirecek kadar adileşen ve kendi evinde kalan misafire ya da ailesi ile birlikte misafir olarak gecelediği evde benim param çalındı diye ev sahibini hırsız çıkaran, çevresini dolandıran bu “EMBESİL” tayfasının yediği haltler saymakla bitmez. Bende bire bir bunlara tanık olduğum için, bunları çok iyi bilmekteyim. Ben daha önce düğünlerle ilgili yazdığım için bu başlıkta "Avrupadaki Göçmen Düğünleri Organize Edenlerin Amacı Nedir?" okuyabilirsiniz!
Halbuki, bu “EMBESİL” tayfası, geçmişte ve gelecekte ne yanındaki kadını olan eşine, kendini anlatabilmiş, nede kendi çocuklarına kendini dinletebilmiştir. Çocuğuna ana-babalık görevini ifa etmeme nedeniyle yatılı okula vermiştir! Çünkü, bu “EMBESİL” ve yanındaki besleme kadın; kapı, kapı dolaşarak dedikodu peşinde koşmaktadır. Gıdalarını şarlatanlık, ve kokuşmuşlukta alıyorlar. En yetkin hüneri, ailesi üzerindeki hakimiyeti ise, kadına dayak atarak, aşağılayarak, seks kölesi muamelesiyle üstünde hükümranlığını sürdürmeye çalışmaktır.
Bu “EMBESİL” tayfasının bir kısmı geçmişte kendilerini maşa olarak kullanan hareketin çevresinde artık kalacak yüzü kalmadığı gibi, bu son dönemlerde ise, dolap beygiri gibi PKK çevresinde dolanıp durmaktadırlar!!!
Çünkü; PKK örgütünün içinde ve çevresinde azımsanmayacak kadar çete tayfasından söz edilmekte! –bunu ben iddia etmiyorum! PKK’nin kendiside söylüyor- ülke sahasındaki çatışma, bu çete tayfasını harekete geçirmiş ve kirli amaçlarına varmak için fırsat doğmuştur.
Geçmişte ülkede başkalarını işbirlikçi ve muhbirlikle suçlayan bu “EMBESİL” tayfası, şimdi kendileri kaldıkları Avrupa ülkelerinde kendilerinin işbirlikçilik ve ispiyonculuk kokusu yayılmaktadır!!!
Yani geçmişte karşıtı gördüğü herhangi bir bireyin, örgütün, kuruluşun veya hareketin, etrafından kırk takla atarak kıçını yalamaktadırlar...
Kendi korku ve kaygılarını benim karnıma koymaya çalışan bu “EMBESİL” Avrupa’ya geldiğimden beri beni ve ailemi her türlü karalama ve şantajlarla toplum içinde rencide etmeye çalıştı/çalışıyor. Fakat, bu aşağılıkları nedeniyle tam tersi kendileri bataklığa batıkça batıyorlar. Hani derlerya, “Sen doğru ol! Kêm belasını bulur” diye! bana karşı, kalkıştıkları her türlü kalleşlik numaraları kendilerine dönüyor. Psikyatiri kiliniklerinde dahi bunların tedavisi mümkün olamıyor. Sahte sosyal ilişkilerle çevrenin gözünde düştükçe düşüyorlar!!!
Çünkü, bu çete başı şövalyeler, benim kuşağımın tutarlı ve “dik duruş” unu kavrayacak zırnık kadar beyni yoktur! Beyinleri, kursağında biriktirdiği pislik sonucu cüce kalmıştır...
Dolayısıyla, ben doğal gazetecilik yapmanın yanı sıra, amatör bir yazarım. Uluslar arası basın kartına sahibim! Bu cüceleşmiş beyinliler tarafından özellikle bu sıfatlarımla kabul görülmem veya görülememin bir önemini olmadığının altını çizer, bilakis yüksek eğitim almış şahıslar tarafından olumlu tepki alıyor ve taktir edilmemin önemi yetiyor bana...
Bu “EMBESİL” tayfası, hâlâ beni anlayamıyorsa gitsin beni bu kesime bir analiz ettirsin...
Bir birey toplumda saygın olmak istiyorsa; saygın olabilmesi için, başta kendisini ve çevresini sevmeli ve kendine saygılı olma koşullundan geçer...
Daha öncede yazmıştım; ben, içine girdiğim herhangi bir örgüt, sosyal, siyasal kuruluş ve harekete kendim girmişim ve kendimde çıkmışımdır. Kimseden bugüne kadar feyiz almadım/almamda... Çünkü, kendim bir örgüt sayılırım artık!
Yani doğrunun, tutarlı kişiliğin hakkını, Hak sahipleri verecek!
Ahlâki ve politik toplum mücadelesi uğruna ölen bir arkadaşın, “benim anamı ağlatanın anasını bende ağlatırım!” deyimini formüle ederek, bende diyorumki, bu her kim olursa olsun! Beni ve sevdiklerimi üzenin bende sevenlerini ağlatırım! Bu böyle biline...
Velevki, güzel insanların ve dostların arasında erken ayrılmam söz konusu olur. Ben öldükten sonrada ardım sıra, benim yanlışlarımı ve doğrularımı ‘Hak’ sahipleri, hâkkaniyet içinde konuşarak eleştirebilmelerini temeni ederim...
Hoşkelam...
04.07.2010
1 İsmail Güner /İsviçre
Bu yazı 2010-07-05 saat 20:53:19 eklendi ve 215 defa okundu
Söz sizde, neden sizde bir yorum eklemiyorsunuz? Yorum Ekle