Bir yılı geride bırakırken; Biz Avrupa'ya savrulmuş, Mezopotmaya ve Anadolu halklarından insanlar; geldikleri bir ikinci batı Avrupa ülkelerinde, iki kültür arasında bir bocalama süreci genellikle yaşamaktadırlar. Kimi Aileler, bu sıkışmadan ve eritme politikaları sonucu dağılmış, çocuklarının kimisi eroin esrar ve benzeri uyşturucu batağına saplanıp, kayıp olup gitmekte.
Bu son dönemlerde Avrupa basını kendi medyalarında işlemedikleri gibi; intihar vakaları hızla artmaktadır…Vede kimisi, fuhuş batağına , kimisi çeteleştirilerek, kriminal; >>>>>
suç işlemeye itilmişlerdir...
Kendilerinin ana dilinde eğitim görmelerini, engelledikleri gibi, tarihte kendilerine ait kültürel, inançsal, toplumsal, vs…ne varsa, kendilerini inkara zorlayıp, bu toplumları veya halkları, dejenere edip, kendelerine benzetmeye çalışırlar. Tarih sahnesinde yerlerini alamamış bu halklar, ve topluluklar, köklerinde kopartılarak, asimilasiyon metoduyla kendi özdeğerleri ve benliklerinde soyutlamaya çalışılır. egemenliğine aldıkları tüm bu insanların, kültürel zenginliklerini alıp kendi kültürel zenginliğiymiş gibi gösterirler.
Bazı yazar çizerimizde Avrupdaki, yada günümüz gençliğine kendi köyündeki gibi yaklaşamasın derken; acaba bu gençliğin yoz ve hiçleştirilen boş bir gençlik yapılanmasına kimler yön verdi? Global sistem ve onlara karşı hiç bir direnme mecalinde yoksun, bitap düşmüş sizlerin, anne ve babalarında payı yokmu…?
Diğer bir husus; gerek, ulusal, gerek sosyal kurum, kuruluşların çevresindeki dalkavukçuların yönlendirmesiyle, pervasızlaşarak, rantını ve dışlanmış kişilik kompleksini, kamufule etme adına, gerçek değer ve emek sahibi kesimlere saldırarak deskalife ederek, en ahlaksız bir şekilde, hakaret ve puşt zulalığını gütmektedirler… Tabi bunda; bu hareket , kurum ve kuruluş yapıların, aymazlık ve yetmezlik içinde olmalarının payıda büyüktür…
Karşımızdaki, yönetici erkinin, geldiğimiz egemen ülkelerle,aynı güzergahta olup, uzmanlaştığını, aynı zihniyetti taşıdıklarını, bize verdikleri sosyal kırıntılarla, bizim dirençli ve dinamik yapımızı nasıl hantallaştırıp, marjinal bir duruma koyduklarını görecek kadar, körleştirilmişiz bir çoğumuz. Dolayısyla Avrupa ülkeleri, sözde demokrasi şampiyonuyuluğundan sözederken; Buna demokrasi değil, küresel emperyalist komprador, parakasi, şampiyonluğu derler.
Dolayısyla, insanları teknik alanda eğiterek daha çok üretim yaparak kar elde etmeyi güderken, diğer tarafta manevi dünyaları zehirletilmiş bir insan topluluğu oluşmaya devam ediyor…AB üyesi olmayan İsviçre AB ülkeleri ilişkilerinde ekonomik geliri dışında AB işçilerine kapıları acan yasaları yürürlüğe koyarak, ikinci bir defa daha kar yapmakta, ve artık biz göçmenlere kapıları kapamaktadır… Halbuki Ortadoğu ve diğer coğrafyalarda savaş devam etmektedir ve insanlar mağdur durumda olup, sığınma hakları vardır…
Kendilerine en kötü geri hizmetlerde çalışacak, ikinci sınıf olarak muamele yapıldığı yabancıları; Entagrasiyon adı altında izole ederek, iradesiz bir insan kümesi yaratılmaktadır…Avrupa ülkelerinden İsviçre ilk göçmenlerin gelişini bandoyla trampetlerle karşılamış. Fakat şuanda olumsuz yasaları ırkçı parti sözcüsüyle oluşturarak, yabancılara karşı görgüsüz davranışları uygulayarak, bireyleri iradesizleştirerek, onurunu rencide etmektedirler…
Ellerinde bulundurdukları teknik araç ve gereçler, hiç bir zaman kurtuluşları değil, aksine sonlarını getirecektir. Dolyısla, en büyük teknik insan olduğunu unutmayalım. Uluslar kapitalizmin şafağında doğmuşsa, ki öyledir, ve Kapitalizm ulus devletleri oluşturduğu gibi; şimdi ise bu ulus devlet modelini, ortadan kaldırmaktadır. Bu ulus devletler, kendi çıkarlarının önünü tıkamaktadır çünkü.
Tabi şu hususu da belirtmek gerekirse; göçmenler de kendi içgücü emeğini global pazara sunarak, kendi hakı olan ücrti alamadığı gibi; işçi-emekçi sınıf direnişinden muğlak bir seyir izleme gidişatı gütmektedirler… Geçen Eylül ayında; İsviçre’de 25 bin kişilik katılımın olduğu mitging’te, maaşlarımıza (Mehr Lohn) biraz zam istemiyle meydana çıktılar. Buda Sarı sendikacılık anlayışından başka bir şey değildir…
Şuna tüm kalbimle inanıyorumki, er veya geç, demokratik halk güçleri, meydanlarda, bu son çırpınışlarını yaşayan, küresel haydutların sonlarını er veya geç getireceklerdir. Umudumu yitirmiyorum...
2007 Yılı barışın özgürlüğün ve kardeşliğin, demokratik ortak paydada buluşma yılı olması dileğimle, gelecek makalemde buluşmak üzere mutlu ve umut dolu bir yaşam dilerim...
İsmail Güner
Bu yazı 2010-05-24 saat 23:04:27 eklendi ve 152 defa okundu
Söz sizde, neden sizde bir yorum eklemiyorsunuz? Yorum Ekle